Kapitalizm karşıtlarının başlattığı Wall Street eylemleri kitap haline getirilerek basılmış. Bunun iyi yanlarının da kötü yanlarının da olduğunu düşünüyorum. Kitap, içeriksel olarak eylem odaklı olduğu için, olayların nasıl geliştiğine dair tarihsel bilgiler vermesi bakımından , güne, geçmişe ışık tutma niteliğini kazanmış olur. Zaman geçtiğinde New York gibi bir yerde böyle olaylar da olmuş denilerek, belki de daha da kötüye giden durum , o kitabı okuyanlar sayesinde tekrar bir isyana, eyleme dönüşme amacı kazanır. Bu taraftan bakınca çok pragmatist bir işleve sahip.
Öbür yüzüne gelecek olursak bir öykünün, bir romanın içine yedirilmeden oluşan bu olaya ait yazılar ne kadar geleceğe götürülebilir. Kitap basma olayı da –haberin yazdığına göre olay sıcakken basılmış bir kitap- bir nevi insanları dizginleştirme, kapitalizmin – bu sefer senin çerçevene ya da bam teline dokunarak- kendini var ettiği anlamına gelmez mi? Eyleminizin kitabını da çıkardık, hadi oturun oturduğunuz yere anlamına gelen kapitalist bir oyun bu da. Belki de Uludere katliamında da birinin ağzından dökülen “bu olayın da çözülmesi ya da anlaşılması için film çekmeyi mi bekleyeceksiniz?” nidası, dikkate değer bir haykırıştır.
Ve Zeki Demirkubuz cümleleri: “İstersem en güzel 12 Eylül filmi çekerim ama birilerinin bu olayı filmlerden ya da kitaplardan öğrenmesi çok korkunç!”
Böylesine büyük olayların genç nesillere aktarılmasının yolu samimiyetten geçer. Sinemacının -Zeki Demirkubuz'un- sinema tercihi o yönde olmayabilir ama o yönde olanların da başarılı bir aktarımı yakaladığını söyleyebiliriz. Benim Wall Street'in kitaba dönüşmesine iki farklı değerlendirme yapmamın en önemli nedeni ise sadece tespittir; iki farklı düşünüş ve olmalı mı olmamalı mı'nın aktarımıdır. Olmalı'nın daha ağır bastığı zaten göz önündeyken sanırım nasıl ve ne şekilde olmalı'nın sorularını sormamız gerek. Çünkü; siyasi olaylar nemalanmayı kaldıramaz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder