"-Hani bana en çok kentin içinde mi yoksa dışında mı yaşamak istediğimi sormuştun?
+Sen de demiştin ki...
-Ben de demiştim ki kentin hem içinde hem dışında yaşamak isterim.
...
-Ben de demiştim ki kentin hem içinde hem dışında yaşamak isterim.
...
-Haklıydın da. Ben gerçekten nerötikim. Ne kentin içinde, ne de dışında yerleşebilirim."
İki kişinin tebeşirle kendini içeri alacak şekilde çizdikleri çember, hapsolmanın bir göstergesiydi ve çocuklar bunu tebeşirle yapıyorlardı. Tebeşir, çocukluklarının saf simgesiyken oyun mahiyetinde çizdikleri -kesinlikle oyun olmayan- çember, küçük yaşta zihne salıverilen kötücül düşüncelerdir. Çemberin içindeki çocuk motifi ise, o oluşumdan çıkmaya izin verilmeyen düşünceleri temsil ediyor. Çemberi çocuk çizdiğine göre, çocuğun kendi benliğine yaptığı bir kıstırılmışlık olarak da düşünebiliriz. Öyle olmadığını ise resmin sağ tarafına baktığımızda anlarız. Sağ taraftaki iki yetişkin kafası da bireyin, çocukluktan başlayarak iradesini -çemberin dışına çıkmasını- kontrol altında bulundurmak isteyen aile bireylerini temsil ediyor.
Benim aklıma bu resmin gelmesi ise yukarıdaki diyalog nedeniyleydi. Sylvia'nın bıkkınlığı öyle çok seziliyor ki, ne içte ne dışta olmak istemesi onun paradoksudur. Çevrelenmiş zihni, onu içeride olmaktan da dışarıda olmaktan da alıkoyar ve onun bu ikilemi zihnin bulanıklığı olarak karşısına çıkar. Bana kalırsa bu kendiyle uzlaşamama durumu, çemberin içinde kaybolmaktan yeğdir. Ben, "ne kentin içinde, ne kentin dışında" deyişini ülkesizlik, kimliksizlik kavramlarının içinde yedirdiğimdeyse, bu yeğ olma durumu daha çok anlam kazanıyor. Bu, hiçbir yere ait olmamak, kendine ait olmak düşüncesiydi. O zaman buna, Sylvia'nın kafa bulanıklığı diyemeyiz. Sylivia Plath iki hali de red eden bir yazardır. Ben bunu kimliksizlik ve özgür düşünce olarak görmek istediysem bile Sylvia Plath'in hayatına baktığımızda çemberin paradoksu onu bu hayatın dışına çıkmasına neden olmuştur. Şunu sorabilir miyiz o zaman: intihar da bir kimliksizlik miydi?
Ya içindesin bu çemberin, ya dışında dizeleri ise tam tersi bir noktaya doğru gider. Bu sözlere göre, insan ya tümden içeride ya da tümden dışarıda olmalıdır. Kendinin içeride, kafanın dışarıda olma hali mutsuzluğa neden oluyordur.
Çemberin olması Hale'nin resminde olumsuzluktu. Yeni Türkü'nün sözlerinde ise çemberdeki kişinin çemberin içinde olması ama aklının dışarıda olması olumsuzluktu. Bana kalırsa bu sınırlandırmışlığı -çemberi- hepten ordadan kaldırırsak ne resimdeki baskıcılığa boyun eğmiş oluruz ne de şarkıdaki gibi mutsuz oluruz. Çemberin kalkması belki Sylvia Plath'in de paradoksuna neden olmayacak ve o, bu dünyada özgür olmayı deneyecekti.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder