"Nedir hayat?
Bir zaman! Nedir zaman?
Bir kaza. Nedir kaza?
Bir
hayat, yeni bir hayat!" Orhan Pamuk/ Yeni Hayat
Zaman, nedir? Gerçekten de deniz
kenarında deniz kabuklarıyla oynayan bir çocuk mudur? Bunun üzerine fikirler
geliştirmek için Theodoros Angelopoulos'un 1991-1998 yıllarında çektiği
Sınırlar Üçlemesi'nin son filmi Sonsuzluk ve Bir Gün'e bakmamız gerekecek.
Filmde üç zaman söz konusudur: Geçmiş zaman, şimdiki zaman ve gelecek zaman. Bu
üçlü zamanı algılayan seyirci, görüntü olarak yaşlılaşan ya da gençleşen
karakter görmeyi umsa da böyle olmaz. Karakterimiz Alexander, geçmişe giderken
de şimdide devam ediyordur. Zaman, bizimle oyun oynamaya devam ediyordur.
Film, Alexander'in çocukluğundan
başlar. Filmin zamanla kurduğu ilişkiyi yönetmen, başlangıçtan beri
hissettirir. Burada zaman, deniz kabuklarıyla oynayan bir çocuğa benzetilir ve
sonraki planda şimdiki zamandaki Alexander'i görürüz. Kahramanımız, 19. yy.
şairi Solomos'un yarım kalan Özgür Tutsak şiirini tamamlamaya çalışan bir
yazardır ve hastalığından dolayı hastaneye yatacaktır. Bu süre zarfında
izleyeceğimiz her şey, kahramanımızın "bir gün"ünden ibarettir.
Umutsuz bir yazar olan Alexander'in tek umudu, onun dinlediği müziğin aynısını
dinleyen karşı penceredir. Daha sonraki ikinci umudu, arabasına sakladığı
polislerden kaçan mülteci bir çocuktur. Arabadan indirdiği çocuk, ilerde onun
umutsuzluğuna umut verecek bir duruma dönüşecektir.
Filmin, şimdiki zamandan geçmiş zamana,
yazarın deyimiyle "Mutlu Gün"e geçiş yaptığı ilk nokta, Alexander'in
köpeğini bırakmaya gittiği kızının evidir. Buradaki geçiş, karısının mektupları
aracılığıyladır. Fakat ne bir flashback ne de eski bir görüntü vardır. Kamera
sadece, plan değiştirir, Alexander'in görünümü aynı kalır ve ölen karısı
belirir. Bu zaman kayması, sadece Alexander'i aynı hâliyle bırakmıştır. Filmin
bu geçişleri bize zaman sorunsalını sorgulatır.
Angelopoulos, bu filmin senaryosunu
arkadaşı Petros Markaris'le birlikte üretir. Petros Markaris, bu filmin senaryo
sürecini günü gününe yazar ve o günlüklerden de İstos Yayınları'nın yayınladığı
Sonsuzluk ve Bir Günlük kitabı ortaya çıkar. Bütün çıkartılan sahneler, eklenen
sahneler, dönüşenler, kafa karışıklığı ve her şey bu günlüğün içindedir. Zaman
konusunda da birlikte epey bir tartıştıktan sonra Angelopoulos şunları der:
"Baksana, geçmişin ve bugünün bir arada, aynı mekânda birbirine geçmiş
olması ne kadar güzel!
Zaman, nedir? Aristotales buna, zaman
içinde zamandaş olmak, demiştir. Birbirinden bağımsız zamanların olmadığını,
hepsinin bir bütünün parçası olduğunu hissederiz. Zaman, gökçemberin
kendisidir. Burada, Angelopoulos'un kamera hareketlerini göz önüne getiririz.
Seyirciyi rahatsız edecek şekilde değil, geçmişe gitse bile bu geçişi şimdinin
üzerinden yapar ve seyirci de zaman geçişini anlar ama Alexander'in hep aynı
kalmasını yadsımaz. Augustinus, benim belleğimde olan her şey şimdidir,
demiştir. Buna göre, Alexander belleğinde karısını ve mutlu günü hatırlar ve
şimdiye odaklanır.
İkinci Geçmiş Mutlu Gün'de Alexander
teknede karısıyladır. Burada, karısının mektuplarından o günün nasıl olduğunu
duyarız. Alexander'in, karısının anlatımıyla çok çalışan ve karısına zaman
ayırmayan bir koca olduğunu anlarız. Karısının "Bugünü, bugünü bana ver."
repliğiyle kahramanımızın "geçmişteyken" şimdiyi yaşayamadığını fark
ederiz. Belki bu zaman geçişleri, hastalığından dolayı hastaneye yatacak olan
Alexander'in bir gönül alma, telafi etme biçimidir. Zaman, tekse; zamana
aklıyla, hatırlayarak ve olduğu hâliyle müdahale edebilir.
Bir diğer zaman kayması, küçük
çocuğun vapurla ülkesine dönmeden önce, Alexander'in hastaneye yatmadan önce
birbirleriyle geçirmek istedikleri otobüs yolculuğudur. Bu yolculukta, bir
partizan, müzisyenler, sevgililer bu otobüste var olur. Sonra bir anda Solomos,
otobüse biner. Zaman, yarılmıştır artık. Solomos, bir şiir okur. Şiirini iki
kere, "Hayat narindir." diyerek sonlandırır ve otobüsten iner. Şiirin
kendisine baktığımızda son dize, "Kapkaradır ölüm." diye biter.
Umutsuz bir bitiştir ama Solomos, son dizeyi "Ve hayat narindir."
diyerek devam ettirir. Alexander, otobüsten inen Solomos'a, "Yarın... ne
kadar sürecek?" diye sorar. Burada, geçmişi şimdiye, şimdiyi geçmişe
bağlayan Alexander, yarın'dan yani gelecekten korkuyordur. Sanki, bir gelecek
figürü olan küçük çocuk yanındayken korkmayacaktır ve o yüzden son gününü
onunla geçirmek istemiştir.
Filmin başında, kahramanımızın
hayata karşı pencereden gelen müzikle umutlanması, Jean-Paul Sartre'nin Bulantı'sını
hatırlatır. Oradaki kahraman, var olmanın ne demek olduğunu bir müzisyenin
yaptığı müzikle açıklamıştır. Var olmak, bir şey üretmek ve bu ürettiğin şeyin
geleceğe aktarımıdır. Bunun başlangıç noktasını müzik aracılığıyla anlaması,
Alexander'in umudunu bir şarkıyla ayakta tutabilmesi, birbirine yakın
anlamlıdır. İkinci umut, küçük çocuk ve çocuğun Alexander'e Solomos'un şiirini
bitirmesi için verdiği üç kelimedir. Alexander tıpkı Solomos gibi kelime satın
almıştır. Bu kelimeler: Minik çiçeğim, yabancı ve çok geç anlamına gelen
argadini'dir.
Eğer var olmak, ürettiğin şeyin
geleceğe aktarımıysa Alexander, geçmişten yani Solomos'tan aldığı yarım şiiri,
minik çiçeğim, yabancı ve argadini kelimeleriyle tamamlamış ve geleceğini, var
oluşunu tamamlamıştır. Artık korkmayacaktır. Sonuncu Mutlu Gün'e geçiş,
buradadır. Burada hastaneye gitmeyeceğini karısına söyler ve "Yarın ne
kadar sürecek?" diye ona sorar. Karısı, "Sonsuzluk ve bir gün."
diye cevap verir. Zamanın sonsuzluğu ve geçirgenliği bir aradadır. Alexander,
denize karşı "minik çiçeğim, yabancı, argadini" kelimelerini bağırır.
Artık var olmuştur/ yeni bir hayata var oluşmuştur.
Kaynaklar:
* Petros Markaris
(2014) Sonsuzluk ve Bir Günlük: İstos
Yayınları
*Aristotales/
Augustinus/ Heidegger (1996) Zaman
Kavramı: İmge Kitabevi Nepal Fanzin (Aralık 2015/ 5. sayı)











