4 Temmuz 2017 Salı

Sonsuzluk ve Bir Gün Hangi Zamandan Gelme?

"Nedir hayat? Bir zaman! Nedir zaman?
 Bir kaza. Nedir kaza?
 Bir hayat, yeni bir hayat!" Orhan Pamuk/ Yeni Hayat

          Zaman, nedir? Gerçekten de deniz kenarında deniz kabuklarıyla oynayan bir çocuk mudur? Bunun üzerine fikirler geliştirmek için Theodoros Angelopoulos'un 1991-1998 yıllarında çektiği Sınırlar Üçlemesi'nin son filmi Sonsuzluk ve Bir Gün'e bakmamız gerekecek. Filmde üç zaman söz konusudur: Geçmiş zaman, şimdiki zaman ve gelecek zaman. Bu üçlü zamanı algılayan seyirci, görüntü olarak yaşlılaşan ya da gençleşen karakter görmeyi umsa da böyle olmaz. Karakterimiz Alexander, geçmişe giderken de şimdide devam ediyordur. Zaman, bizimle oyun oynamaya devam ediyordur.
       
         Film, Alexander'in çocukluğundan başlar. Filmin zamanla kurduğu ilişkiyi yönetmen, başlangıçtan beri hissettirir. Burada zaman, deniz kabuklarıyla oynayan bir çocuğa benzetilir ve sonraki planda şimdiki zamandaki Alexander'i görürüz. Kahramanımız, 19. yy. şairi Solomos'un yarım kalan Özgür Tutsak şiirini tamamlamaya çalışan bir yazardır ve hastalığından dolayı hastaneye yatacaktır. Bu süre zarfında izleyeceğimiz her şey, kahramanımızın "bir gün"ünden ibarettir. Umutsuz bir yazar olan Alexander'in tek umudu, onun dinlediği müziğin aynısını dinleyen karşı penceredir. Daha sonraki ikinci umudu, arabasına sakladığı polislerden kaçan mülteci bir çocuktur. Arabadan indirdiği çocuk, ilerde onun umutsuzluğuna umut verecek bir duruma dönüşecektir.

        Filmin, şimdiki zamandan geçmiş zamana, yazarın deyimiyle "Mutlu Gün"e geçiş yaptığı ilk nokta, Alexander'in köpeğini bırakmaya gittiği kızının evidir. Buradaki geçiş, karısının mektupları aracılığıyladır. Fakat ne bir flashback ne de eski bir görüntü vardır. Kamera sadece, plan değiştirir, Alexander'in görünümü aynı kalır ve ölen karısı belirir. Bu zaman kayması, sadece Alexander'i aynı hâliyle bırakmıştır. Filmin bu geçişleri bize zaman sorunsalını sorgulatır.

        Angelopoulos, bu filmin senaryosunu arkadaşı Petros Markaris'le birlikte üretir. Petros Markaris, bu filmin senaryo sürecini günü gününe yazar ve o günlüklerden de İstos Yayınları'nın yayınladığı Sonsuzluk ve Bir Günlük kitabı ortaya çıkar. Bütün çıkartılan sahneler, eklenen sahneler, dönüşenler, kafa karışıklığı ve her şey bu günlüğün içindedir. Zaman konusunda da birlikte epey bir tartıştıktan sonra Angelopoulos şunları der: "Baksana, geçmişin ve bugünün bir arada, aynı mekânda birbirine geçmiş olması ne kadar güzel!

        Zaman, nedir? Aristotales buna, zaman içinde zamandaş olmak, demiştir. Birbirinden bağımsız zamanların olmadığını, hepsinin bir bütünün parçası olduğunu hissederiz. Zaman, gökçemberin kendisidir. Burada, Angelopoulos'un kamera hareketlerini göz önüne getiririz. Seyirciyi rahatsız edecek şekilde değil, geçmişe gitse bile bu geçişi şimdinin üzerinden yapar ve seyirci de zaman geçişini anlar ama Alexander'in hep aynı kalmasını yadsımaz. Augustinus, benim belleğimde olan her şey şimdidir, demiştir. Buna göre, Alexander belleğinde karısını ve mutlu günü hatırlar ve şimdiye odaklanır.


        "Vaktin olsaydı sana şair nedir anlatırdım." Alexander, bunu küçük çocuğu mültecilerin arasından kurtardıktan sonra söyler. Savaştan kaçmış bu çocuk figürünü de zamandan bağımsız olarak ele alamayız. Çocuk, Alexander için hem bir umut figürü olmuş hem de 'gelecek zamanlar' statüsündedir. Bir başka zaman geçişi ise, Alexander'in küçük çocuğa Solomos'un hikâyesini anlattığı kısımdır. Solomos, insanlardan kelime satın alan bir şairdir ama kelimeleri eksik kaldığı için şiirini bitirememiştir. Bu, geçmişin eksik kalışı, Alexander'le şimdiye ulaşmış ve ona kelimeler bulmada yardımcı olacak küçük çocukla geleceğe doğru devam edecektir. Burada Solomos, Alexander ve küçük çocuğu zamanlaştırırız fakat görüntüde üçünü de bir arada görebildiğimiz için de aslında zamanın birbirinden bağımsız olmadığını görürüz. Heidegger'e göre zaman, var olmadır. Var olan her şey zamanın kendisidir. Mutlak bir zamanın olmadığını Angelopoulos, zaman geçişleriyle seyirciye çok kararlı bir şekilde göstermiştir.

          İkinci Geçmiş Mutlu Gün'de Alexander teknede karısıyladır. Burada, karısının mektuplarından o günün nasıl olduğunu duyarız. Alexander'in, karısının anlatımıyla çok çalışan ve karısına zaman ayırmayan bir koca olduğunu anlarız. Karısının "Bugünü, bugünü bana ver." repliğiyle kahramanımızın "geçmişteyken" şimdiyi yaşayamadığını fark ederiz. Belki bu zaman geçişleri, hastalığından dolayı hastaneye yatacak olan Alexander'in bir gönül alma, telafi etme biçimidir. Zaman, tekse; zamana aklıyla, hatırlayarak ve olduğu hâliyle müdahale edebilir.

          Bir diğer zaman kayması, küçük çocuğun vapurla ülkesine dönmeden önce, Alexander'in hastaneye yatmadan önce birbirleriyle geçirmek istedikleri otobüs yolculuğudur. Bu yolculukta, bir partizan, müzisyenler, sevgililer bu otobüste var olur. Sonra bir anda Solomos, otobüse biner. Zaman, yarılmıştır artık. Solomos, bir şiir okur. Şiirini iki kere, "Hayat narindir." diyerek sonlandırır ve otobüsten iner. Şiirin kendisine baktığımızda son dize, "Kapkaradır ölüm." diye biter. Umutsuz bir bitiştir ama Solomos, son dizeyi "Ve hayat narindir." diyerek devam ettirir. Alexander, otobüsten inen Solomos'a, "Yarın... ne kadar sürecek?" diye sorar. Burada, geçmişi şimdiye, şimdiyi geçmişe bağlayan Alexander, yarın'dan yani gelecekten korkuyordur. Sanki, bir gelecek figürü olan küçük çocuk yanındayken korkmayacaktır ve o yüzden son gününü onunla geçirmek istemiştir.

           Filmin başında, kahramanımızın hayata karşı pencereden gelen müzikle umutlanması, Jean-Paul Sartre'nin Bulantı'sını hatırlatır. Oradaki kahraman, var olmanın ne demek olduğunu bir müzisyenin yaptığı müzikle açıklamıştır. Var olmak, bir şey üretmek ve bu ürettiğin şeyin geleceğe aktarımıdır. Bunun başlangıç noktasını müzik aracılığıyla anlaması, Alexander'in umudunu bir şarkıyla ayakta tutabilmesi, birbirine yakın anlamlıdır. İkinci umut, küçük çocuk ve çocuğun Alexander'e Solomos'un şiirini bitirmesi için verdiği üç kelimedir. Alexander tıpkı Solomos gibi kelime satın almıştır. Bu kelimeler: Minik çiçeğim, yabancı ve çok geç anlamına gelen argadini'dir.

          Eğer var olmak, ürettiğin şeyin geleceğe aktarımıysa Alexander, geçmişten yani Solomos'tan aldığı yarım şiiri, minik çiçeğim, yabancı ve argadini kelimeleriyle tamamlamış ve geleceğini, var oluşunu tamamlamıştır. Artık korkmayacaktır. Sonuncu Mutlu Gün'e geçiş, buradadır. Burada hastaneye gitmeyeceğini karısına söyler ve "Yarın ne kadar sürecek?" diye ona sorar. Karısı, "Sonsuzluk ve bir gün." diye cevap verir. Zamanın sonsuzluğu ve geçirgenliği bir aradadır. Alexander, denize karşı "minik çiçeğim, yabancı, argadini" kelimelerini bağırır. Artık var olmuştur/ yeni bir hayata var oluşmuştur.

Kaynaklar:
* Petros Markaris (2014) Sonsuzluk ve Bir Günlük: İstos Yayınları
*Aristotales/ Augustinus/ Heidegger (1996) Zaman Kavramı: İmge Kitabevi      

Nepal Fanzin (Aralık 2015/ 5. sayı)   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder